technicos
1322 defa okundu.






SEÇİM YEMEĞİ DEYİP GEÇMEYİN…
Oktay Gülağacı

Bildiğiniz üzere Şubat ayında yapılan şube kongresi ile İMO İstanbul şube yönetimi, Çağdaş İnşaat Mühendislerinin (ÇM) listesinin yeniden kazanması ile sonuçlandı.

12 Eylül 1980 Faşist darbe dönemindeki el koyma ve şubeyi faşistlere verme dönemleri hariç hemen hemen tüm seçimleri ÇM ve bu hayat görüşüne yakın inşaat mühendislerinin olduğu yönetim ve ekipleri kazanmıştır.

Başlı başına bir araştırma konusu olacak bu kazanımlarda öne çıkan temel duygu dayanışmadır. Zira bu hayat görüşüne sahip insanlar, “"Yarin yanağından gayrı, her yerde her şeyde hep beraber" felsefesi ile şekillenmişlerdir. Belki de kazanımların altında yatan gerçekte budur, koşulsuz hep birlikte olmak ve koşulsuz paylaşmak. Acıyı, sevinci…

80’li yıllardan, yani İMO İstanbul şubeyi ÇM yönetimine aldıktan sonra bu felsefe ile mücadele devam etti. Her seçim sonrası Pazar günü oylar sayıldı, saat 18:00-18:30 civarında sonuçlar alındı ve orada bulunanlar ve bulunamayan dostlarla hep birlikte seçim yemeğinde buluşmak üzere bir yerlere gidildi. Her seferinde sevinç paylaşıldı, yorgunluklar azaldı. Bu buluşmalarda hiçbir ön şart yoktu, ÇM olmak ve seçim döneminde katkı koymuş, emek vermiş olmaktı beklenen… Koşulsuz.

Son 4-5 dönemdir (8-10 senedir): dayanışmayı geliştiren, seçim çalışmalarını taçlandıran bu gelenek yok edildi. Seçim günleri oylar sayıldı ancak dayanışma, paylaşma buluşmaları olmadı.

Yerine organize yemekler düzenlendi. Seçimlerde makul bir süre sonra “başkan” tarafından uygun görülenlerin listesi yapıldı. Şubeden tek tek aranarak davetler yapılmaya başlandı.

Artık ön koşul dönemi başladı… Kuru kuruya dayanışma yok, zamanın ruhuna uygun davranmak gerekirdi…

Seçim sonrası sevinci ve yorgunluğu paylaşmak dönemi bitmişti. Yerine; “Başkan” tarafından uygun bulunan (uygunluk kriterlerini yazarak bazı arkadaşlarıma haksızlık yapmak istemem) kişiler yemeğe davet edilmeye başlandı. Paylaşılan artık ÇM’in geleneksel dayanışması değil, bağlılık ve liyakatin derecesiydi.

Bu olay, benzer bazı uygulamalarda da olduğu gibi, “Başkan”ın güç ve iktidar sahipliğinin ispatına dönüşmeye başladı. Demokratik yapı, katılımcı ve üretken birliktelik hepsi sadece toplantılarda söylenen birer hoş seda olarak kalmaya başladılar.

Şubemizde ve odamızdaki mücadelemiz buna dairdir.

Koşulsuz ve beklentisiz eleştirilerimiz birer armağandır, “dostlarımıza”.

Üyesinden beslenen, üyesini her türlü karar alma süreçlerinin ortasına koyan ve kararların hayata geçmesinde üyesinden başka dayanağı olmayan yapılardır hayalimiz.

Yemek bahane…

2014 yılı genel kurulunda çağrılmamıştık, anlamıştık. Bu cumartesi (23 Nisan 2016) bir çağrılı yemek olduğunu duyduk, yine çağrılı değilim, listeye girememişim, yedek de bile yokum. Bağlılık ve liyakat konusunda sınıfta kalmışım…

Rus edebiyatı denilince akla gelenlerin başında olan Dostoyevski, Gogol’un meşhur “Palto” öyküsüne gönderme yaparak, hepimiz Gogol’un Palto’sundan çıktık der. İyi ki çıkmışlar.

Bugüne kadar İMO İstanbul şube yönetimleri, hep “Başkan”ın cebinden çıkmıştı. Bu dönem de cepten çıktı, farklı kişiler çıktı, belki gelenek değişir dedik. Keşke böyle olmasaydı.

Olsun, yenilenmeye sevindik, destekledik. Bakacağız…

Sevgiyle kalın, fazla yemeyin…


1 kişi puan verdi
Yorumlar
En Çok Okunan Haberler

En Çok Puan Alan Haberler