technicos
1345 defa okundu.






Osmanlı’dan Türkiye’ye Camilerin Kubbeleri ve Mimari Formları: Bölüm I
Gizem Sığla Açıkelli

Bu yazı dizisinde kubbe geometrisinin keşfi, Yunan ve Roma örnekleri, Ayasofya, Anadolu Selçuklu Camileri, Osmanlı Döneminden Mimar Sinan Camileri, Sultanahmet Camii ve Cumhuriyet Döneminden Çamlıca Camii başta olmak üzere, kubbe ve mimari formlarını inceleyeceğim. Olabildiğince sade bir dille dünden bugüne cami temel formlarını inceleyecek ve çağdaş dönem formlarıyla karşılaştıracağım.

Bölüm I: Yunan ve Roma Mimarisinde Kubbe

Kubbeli yapıların ilk örnekleri İ.Ö. 14.yy’da Yunan Mimarisinde görülmüştür. Matematik ve geometriye hâkim olan Yunanlar dairesel planlı yapıları ve büyük açıklıkları kubbe geometrisini kullanarak örtmüşlerdir. Malzeme dayanımlarının yetersiz olmasından kubbelerin ortasının çöktüğünü gözlemlemiş ve bunu önlemek için delikli kubbeler inşa etmişlerdir.

Antik Roma döneminde ise Roma çimentosunun keşfi ile kubbe yapımı kolaylaşmış ve kubbe formu Roma İmparatorluğu’nun karakteristik örtüsü olmuştur. En önemli örneği; İ.S. 118-128 yılları arasında Roma’da tapınak olarak inşa edilen ve bugün hala ayakta olan Pantheon’dur. Yapı dairesel planlıdır. Kubbe çapı ve yüksekliği 43.4 metredir ve kubbe delik çapı 8.3 metredir.

   

       

 

Daha sonra kare mekanların örtülmesini sağlayan 4 kemerin taşıdığı kubbeden oluşan “baldaken” formu keşfedilmiştir. Böylece kubbe örtüsü mekanın planından bağımsız olarak her tip yapıda kullanılmıştır.

   Baldaken

 

Kubbeden kemere geçiş elemanına “pandantif” adı verilir ve ilk defa Ayasofya’da kullanılmıştır.

   Pandantif

 

Mimarlık tarihinde bir dönüm noktası olarak Ayasofya, bugünkü haliyle aynı alanda yapılan üçüncü kilisedir. Önceki ikisi Roma’nın karakteristik kilise planı olan bazilikal planla yapılmış ve ahşap çatıyla örtülmüştü. Doğu Roma İmparatoru I. Jüstinyen döneminin en büyük yapısı olacak olan Ayasofya’nın yapımı için Miletli İsidoros ve Trallesli Anthemius’u görevlenirdi. Alışıldığın aksine bu iki tarihi şahsiyet mimar değil, Anadolu’da yetişmiş Yunan matematikçi, geometri uzmanı ve fizikçiydi. Çünkü bu büyüklükte bir yapı başka türlü yapılamazdı.

İsidoros ve Anthemus, Ayasofya’nın örtüsünü 31.87 metre çapında bir kubbe ile onu destekleyen iki yarım kubbe şeklinde tasarlamıştır. Bu mimarlık tarihinde bir ilktir. Ek olarak kubbe hacmini büyütmek için yarım kubbelere ikişer küçük yarım kubbe eklenmiştir. Büyük kubbe bir eksende yatay yüklerini yarım kubbelere iletir. Yapının inşası döneme göre çok kısa bir sürede, 5 yılda tamamlanmıştır (532-537). 558’deki depremden sonra yapılan onarımda diğer eksende büyük payandalar ve ayaklar kullanılarak kubbenin açılması engellenmiştir.

  

Yapı bu planıyla hem bazilikal hem de merkezi planlı olmuştur. Roma İmparatorluğu’nun karakteristik kilise planı bazilikal plan, ana eksen boyunca uzayan ve temel olarak 3 neften (koridor) oluşan bir dikdörtgen plandır. Bu planın temel özelliği Hıristiyan mimarisinin ibadet biçimine uygun olmasıdır. İbadet edenler orta nefte bulunan ahşap sıralarda arka arkaya otururlar. Merkezi planın Doğu Roma – Bizans İmparatorluğu’nun temel formu olmasının sebebi ise kilise içerisindeki hacmi artırıp daha heybetli bir ilahi atmosfer oluşturmaktır. Ayasofya bu planı sayesinde iki özelliği birden sağlayabilmiştir.

   

           Bazilikal plan                                                Merkezi Plan

 

Bu bölümde incelediğimiz iki yapı da muazzam yapım tekniği ile günümüze kadar ulaşabilmiştir.

 

Bölüm II: Anadolu Selçuklu Dönemi’nde Anadolu’da Kubbe


1 kişi puan verdi
Yorumlar
En Çok Okunan Haberler

En Çok Puan Alan Haberler